4. Boyut ve Zaman Kırılmaları. Ufolar Dünyaya Nasıl Geliyor?

Öncelikle şunu bilmelisiniz;

Bize verilen her teknolojik gelişme, bilim ya da uzaylılar ile ilgili bilgiler için öncelikle hazırlık yapılır. Konu, insanlar tarafından hazmedilir ve işte o zaman sunuma hazırdır. Bunların en başında filmler gelir, hızlı ve kolay şekilde algılamamızı sağlar…

Yani aslında bizim bilim kurgu dediğimiz şeyler, bilim kurguyu takip eder... Önce insan beyni bunu algılar ve bizler kozmostan o realiteyi çekeriz. Aslında biz bir şey bulmuyoruz; zaten var olan kolektif evrende ki bilinçle, belirli rezonanslara girip orada ki bilgiyi çekiyoruz; senaristler, sanatçılar hep bunu yapar. Yani aslında biz olmakta olanı alıyoruz…

40 sene evvelki uzay yolu filmlerini düşünelim. Şimdi hepsi gerçekleşmiş şeyler. Dolayısıyla paralel evrenler, zaman yolculukları vb. hepsi gerçektir ve doğaldır. Yine bir örnek vermek gerekirse, dünya dışı varlıklarla kurulan telepatik iletişimler ve alınan bilgiler var. Hepinizin bildiği, geçenlerde Pentagon’un yayınladığı, kızıl ötesi kameralar ile doğrulanan ve kayıt altına alınan ufo görüntüleri vardı. Bazı muhafazakar bilimciler insanları yanlış yönlendirmek için “bunlar uydu, uzay istasyonu” vs dediler… 

Öncelikle raporlarda şu ifade var: Okyanusun üzerinde, ortalama 50 ft su seviyesinin üzerinde radara kilitlenmiş bir cisim tespit ediliyor; metalik yapısı, maddesel formu olan bu madde, 15-20 metre mesafedeyken birkaç saniye içinde aşağı yukarı 23.500 ft çıkıyor ve bu sürat hesaplandığında saatte 28.500 mil hıza denk geliyor. Karşılaştırmak açısından, ses hızı yaklaşık 750 mildir! Bu madde 1 saniyede ses hızının 32 katına tırmanıyor. Hal böyleyken bilim insanlarının hala çıkıp bu teknolojiye, "insansız hava aracı" demesi doğrusu biraz tuhaf… Burada olağanüstü bir hızdan ve hava objelerini çok iyi tanıyan pilotların gözlemleri ve kendi verdikleri kayıtlardan bahsediyoruz. Bu açıkça halkı uyutmaktır! Donanma tarafından tanımlanamayan cisim denen bu objeler için bilimciler hala; “ışık hızını geçip buraya gelemezler” diye açıklama yapıyorlar...

Bu konuyu daha basite indirgemek gerekirse:

Aslında bu varlıklar, bizim realitemize ve zaman sürekliliğimize girebilmeleri için şalteri çevirmekten başka bir şey yapmıyorlar. Onlar zamanla ve uzayla sınırlı olmadıkları için boyutlar arası bir uzayda olduklarını biliyoruz.

Yani: a ve b noktasına giden doğrusal bir çizgi varsayalım. Bu çizginin üstünde bir noktadayız ve yaşadığımız yer o çizgi. Biz a noktasından belirli bir sürede b noktasına gidiyoruz, bu bizim kendi zaman çizelgemiz ve akışımız. Onların bulunduğu yer ise o çizginin üzerinde ki nokta olarak düşünebiliriz, yani: onlar bu noktadan, çizgi üzerinde ki herhangi bir yere; geleceğe ya da geçmişe gidebiliyorlar. Yani zaman ve uzayla sınırlı değiller. Diyelim ki bizi gözlemlemeye ve etkileşim kurmaya karar verdiklerinde o noktadan içinde yaşadığımız kendi zaman doğrusunun neredeyse tüm bölümlerine kendilerini eş zamanlı olarak yansıtabiliyorlar. Tabi bu anlattığımız bizim şu an ki 3 boyut realitesiyle ve doğrusal zaman çizgisinde. Biz, bu uzay zaman sürekliliğinde olduğumuz için bunu anlamamız biraz zor. Fakat üst boyutlarda dünya dışı varlıklar doğrusal bir zaman boyutunda var olmadıkları için bizdeki geçmişi ve şimdiyi bir arada görebiliyorlar, kolektif bilincin şu anki düşüncelerine göre potansiyel olabilecek olayları da tahmin edebiliyor ve hesaplayabiliyorlar.Gelecek daha yaşanmadı, bunlar olasılıktır

Örneğin; Kurumsal fiziği savunan Michio Kaku gibi çok değerli bilim adamları var. Bizim hyperspace diye tahmin ettiğimiz, üst uzay dediğimiz kısımda zaman kavramı sıfırlanmakta ve orada her şey sonsuz an içinde yaşanmakta. Dolayısıyla maddenin olmadığı üst uzayda, ışıktan milyonlarca kez daha yüksek bir hızda seyahat etmenin bazı yolları olduğunu ve bunları (solucan delikleri gibi) kullanarak başarılabileceğini belirtmekteler. Bazı enerji sistemleri; uzay - zamanın bükülmesi gibi uzay ve zamanın manipüle edilerek ışınlanma ile kestirme yol kullanımı fikri bugün dünya biliminde ortaya atılıyor. Bunlar kesinlikle doğrudur.

Uzay filmlerinde de karşımıza çıkan ışınlanma teknolojisi vs. ortaya çıkmaya başladı. Örnek vermek gerekirse; 2017 yılında, Çinli bilim insanları dünyanın yörüngesine bir fotonu ışınladılar! Öncelikle 500 km uzaklıkta bir kuantum uydusu gönderildi ve oraya foton ışınlandı; Bu olay, bugüne kadar ki en uzun mesafeli kuantum ışınlanmasıdır; maddeyi enerjiye dönüştürerek uzay-zaman da hareket ettirilmesidir. Her şey enerjidir, biz de atom ve atom altı partiküllerden oluşuyoruz. Hepimiz, her şey gibi elektromanyetik bir dalga formuyuz. Titreşim seviyemizi, başka boyuta rezone hale getirdiğimiz de buradan başka bir boyuta gidebileceğiz, yani bir süre sonra bizler de ışınlanacağız. Önümüzdeki yaşayacağımız süreçlerde realite olacak. “Paralel evrenler” haberleri ile bazı kalıpların ortaya çıkması bunların yavaş yavaş artık normal fizik alanına gireceğini gösteriyor. Önümüzde ki 20 yıllık süreçte bu tip radikal değişimleri deneyimleyeceğiz. Bildiğimiz matematik ve fizik kökten değişecek...

Güneşte olan patlamaların ve manyetik alanın azalması gözlemleri,bu dönemin başlangıcı niteliğinde… Bu konuya önümüzde ki yazımızda yer vereceğiz…

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları